Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Ana Sayfa Medya 2 NUMARA İÇERİDE 1 NUMARA DIŞARIDA!

2 NUMARA İÇERİDE 1 NUMARA DIŞARIDA!

Giriş Tarihi: 4 Mart 2010 Perşembe 05:52
2 NUMARA İÇERİDE 1 NUMARA DIŞARIDA!

Adalet mi bu?
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı'nı görevi başından alıp içeri attılar, ama aynı kişinin iddianameye göre emir aldığı kişi hâlâ görevinin başında, ifadesini bile alamadılar..
İstanbul'da, Ankara'da garip işler oluyor..
İstanbul'da Cumhuriyet Başsavcısı'nın savcılara talimatı ne o öyle.. HSYK'da neler oluyor. O OR'ların Ankara'da bir araya gelmesi, ardından 3'lü zirve..
3'lü zirve deyince hep aklıma "Çin Triosu" gelir..
Ne oldu peki şimdi? Bu işten kim kazandı? Kim kaybetti?
Kaybedeni söyleyeyim: Bu halk, ülke ve hukuk devleti..
Kazanan hiç kimse.. Bu hamlenin Saldıray Berk'i kurtaracağını mı sanıyorsunuz?. Yanılıyorsunuz.. "Haddinden fazla şiddet gayedeki hikmeti yok eder". Bu iş içeride tartışma konusu olur, dışarıda da tartışma konusu olur..
OR'ların içinde bu işte adı geçen bir tane fert bile istifa edemez. Bu, zırhını çıkartıp öyle saldırıya geçmek olur. Hiçbiri yapmaz bunu.. Siperde ateş ederken miğferini atan asker olmaz. Suçu olmayan durup dururken niye istifa etsin! Suçsuzların, suçluları korumak için istifa etmesi akla-mantığa aykırı.
Ben askerleri daha akıllı ve zeki insanlar sanırdım. Demek korku ve öfke, aklı bazen, bu denli zaafa uğratıyormuş..
Hem paşalar, hep birlikte istifa ederlerse, bu "suç" olur. "Disiplinsizlik" yapmış olurlar.. Devlet memuru toplu istifa yapamaz.. Hem eşleri ne der ya hu! İstifa edip, halkın arasına karışıp sivil bir direniş mi başlatacaklar? Güldürmeyin insanı.. Hepsi birer "Turgut Sunalp" olur..
Elbisenizi çıkarttığınız gün, kimse telefonunuza bile çıkamaz sizin. Emireriniz olmadan pazar yerinde alışveriş bile yapamazsınız..
İddianame yayınlandı. Onlarca klasör, belge ortada duruyor.. 1 numaralı sanık 3. Ordu Komutanı, 2 numaralı sanık Cumhuriyet Başsavcısı, 3 numaralı sanık yine asker..
1 numaralı sanık hakkında bir disiplin soruşturması, ya da askeri savcılığın başlattığı bir çalışma var mı? Bilmiyoruz ki!
TSK bağrında bir zanlıyı koruyor.
Ya iddialar gerçekse! OR'lar o zaman, bir suçluyu korumaktan sorumlu olamaz mı?
Mızrak çuvala sığmıyor..
Berk'i korurken, hepinizin kalkanı, zırhı TSK'yı yaraladığınızın farkında mısınız..
Hem de bu korumanın hiçbir anlamı, mantığı, faydası yok.
Ne zamana kadar bunu böyle sürdüreceğinizi sanıyorsunuz?
Şüphe, şaibe bazen gerçeklerden daha tehlikeli, vahim sonuçları olan bir hal alabilir.. Söylenti kargaşanın ikiz kardeşidir.. "Şuyuu vukuundan beter hadiseler"dir bunlar.. Bu söz üzerinde düşünseler, Berk kendi gider bugün ifade vermeye, arkadaşları onu bir gün bile gecikmeden ifade vermeye zorlarlar.. Bu işin sonu tutuklanma da olsa.. Dışarıda şüphe suça, içeride şüphe mazlumiyet algısına dönüşür böyle durumlarda.. Millet der ki, "Ateş olmayan yerden duman çıkmaz".
Hem yargıya niçin güvenmiyormuş gibi bir havanız var?. Siz güvenmezseniz yargıya, kim güvenecek?.
İşe bakar mısınız, işi yapanı alıyorsunuz, emir vereni koruyorsunuz. Bunu topluma nasıl izah edeceksiniz?. Şimdi bu işten böyle bir anlam çıkmıyor mu? Burası bir muz cumhuriyeti mi? Hukukun üstünlüğü ilkesine ne oldu!
Rahmi Koç, hani gemiyle dünya turuna çıkmıştı. Özdağ'a göre darbe korkusu ile açık denizlere açılmış. "Bizim iyi çocuklar" işi bitirirken o uzak denizlere yelken açıyor olacaktı ama, olmadı.. "İyi çocuklar" deşifre oldu, "Bizim Sovyet"te her zaman çarşıdaki işler evdeki hesaba uymayabilir. Sonuçta bu işi yüzlerine gözlerine bulaştırdılar.. Baksanıza sonuçta, şehid anaları, gaziler derneği üyeleri bile oynanan oyunun farkına vardı.. Ne öğrencileri, ne esnafı, ne de işçileri kontrol edebiliyorlar.
İnsanlar bazen haksız yere tutuklandıklarında içeride bile özgür kalabilirler. Suçlu oldukları halde, dışarıda dolaşanların vicdanları tutsak alınmış biyonik robotlardır. Giderek yalnızlaşır, dışlanır ve acınacak duruma düşerler. Her an alınıp götürülme korkusu ve kulağa çalınan eleştiriler sadece bir kişiyi değil, beraberinde bir kurumu, o kişinin ailesini ve yakın çevresini de yaralamaya başlar..
Biz bu ruh halini onlarca kez yaşadık ve tercihimizi yaptık. Şimdi bizim bu acılarımızın üzerine şampanya patlatanlar, kendi tercihlerini yapıyorlar.. Ve bizlerin tattıkları acıları tatmaktan korkuyorlar.. Mahkeme koridorlarında adının sanık olarak bağırılmasının ne anlama geldiğini onlar da hissedecekler.. Hem de günde beş kez ve haftada beş gün! Biz o günleri de yaşadık.. Öyle görülüyor ki, zulmen, inancından, fikrinden dolayı sanık sandalyesine oturtulan bizler, cellatlarımızdan daha onurlu, başı dik ve uzun ömürlüyüz.. Onlar hem kendi ve hem de toplumun vicdanlarında tutsak. Kalabalıklar içinde yalnız. Çaresiz, umutsuz..

devamı için tıklayın>>>>>

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com