banner2

 

Düşünen, hisseden ve hatırlayan, özellikle akl eden yaratılmışların en donanımlı olarak yaratılmış olan insan eşref-i mahlûktur.

İnsanın yaratılmışların en şereflisi olmasının nedenlerini Kur’an-ı Azimüşşan da şöyle ifade eder.

“Hani Rabbin Meleklere: ‘Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim’ demişti. Onlar da: ‘Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?’ dediler. (Allah): “Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim” dedi.”( Bakara, 30)

Manen yükselip Allah’a yaklaşma sadece insana nasip olmuştur. Miraç da insan nev’inden olan Peygamberimiz(sav) Kâinatın Sultanı ile görüşmüş. Daha bu mertebeye çıkan hiçbir mahlûk yoktur ve olmayacaktır. Her şeyin dizgini elinde olan ve her şeyin anahtarı yanında olan Cenabı Hakk insanları kendine muhatap etmiştir. Nedeni ise;

Aklî ve ruhî yönden yükselme özelliği sadece insanlara özgü bir özelliktir. Yeryüzünde diğer canlılar bu özelliğe sahip değildir. Zira Cenabı Hakk insanın yeryüzünde halife olmasını dilemiştir. Belirlediği sınırlar dâhilinde bu kâinatın tılsımın açacak anahtarlarını, ona teslim etmeyi uygun görmüştür. Yüce Rabbimiz, insana Marifetullahı yani Allah’ı tanıma ve O’na itaat etme kabiliyeti ihsan etmiştir. İnsanı Halife-i Ru-i Zemin yapan şey ise onun iki Cihanın Sahibine yönelmesiyle olmuştur. Ne zaman O’ndan yüzünü çevirdiyse hilafeti bitmiş, belki canavar bir hayvana dönüşmüştür.

Kendisi her şeye muhtaç, ömrü kısa, bilgisi kıt olan insanın sonsuz güç ve kudret sahibi olan Âlemlerin Rabinin lütfu olmadan, o mualla derecelere ulaşması da mümkün değildir.

Aslında insan bu dünya gezegeni üzerinde yaşayan milyonlarca canlı türünden sadece bir tanesidir. Ancak insan meleklerden daha üstün derecelere ulaşabilir. Başka hiçbir canlıda böyle bir yükselme olmaz/olamaz. Çünkü Allah ona hiçbir canlıda olmayan üstün kabiliyetler vermiştir. Bu üstün özellik ve kabiliyetler ile insan Allah yolunda Allah’a itaat ederek meleklerin ulaşamayacağı makamlara çıkabilmektedir.

İnsan işte bu ilahî sır ile onurlanmış, şereflenmiştir. Allah yolunda gitmeyip O’na itaat etmezse değersiz olan aslına, yani çamura dönecektir!

İnsanoğlu hakikaten en mükemmel bir surette, donanımda  ve güzellikte yaratılmıştır. Asli özelliğinin gereklerini yapanlar yükselmekte, fıtratına aykırı davrananlar da aşağıların aşağısına düşmektedirler.

Hucurat 13 te Cenabı Hakk;  “Allah katında en değerli ve en üstün olan, takvada en ileri olandır.” diyor. Demek ki bizi Allah katında eşrefi mahlukat kılacak olan tek şey O’na olan imanımız ve Salih amellerimizdir. Onun içinde “Öyleyse iyi/hayırlı işlerde birbirinizle yarışın.” (Bakara 148/Maide 48) buyurulmuştur. İnsanın fıtratında hayır yapma ve şer yapma kabiliyetleri vardır. Eğer imanımızla hayırlı işlerde yarışıp, Salihlerden olamıyorsak, yani himmeti milleti değil de nefse hasr ediyorsak, kendimiz için çalışıyor ve yarışıyorsak, Allah katında diğerlerinden hiçbir konuda üstünlüğümüz yok demektir.

Şu dünya hayatında düştüğümüz durumu ifade eden Ayeti Azimüşşan şöyle ifade eder: “Bilin ki, şu iğreti dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider).” (Hadid 20) ayetinde ifade ettiği gibi insanlar malaniyata yani seküler bir hayat yaşamaktalar. Hadi Müslüman olmayanları anladık. Peki bu Müslümanlara neler oluyor. Hayatımızı İslam’a göre tanzim edemiyoruz. Özellikle yeni nesil facebook ve twiter ile büyümekte. Sosyal medyadan dinimiz öğrenmeye başladık. Doyumsuz bir nesil yetişmekte. Ne dünyasını düşünmekte ne de ahiretini. Büyüklerimiz mal ve makam sevdasında. Müslümanları birleştirecek yegâne ölçü sadece kendi menfaatini değil bütün insanlığın menfaatini düşünmektir. Ey Müslümanlar! Yattığı yerden kalkınca vücudunda hasır izleri bulunan, karnına iki taş bağlayan bir Peygamberin(sav) ümmetiyiz ne oluyor bize. Elbette Müslüman zengin olacak ancak bu zenginliği Allah kendisine emaneten verdi ki onu hak yolda kullanması için.

Mal, mülk ve unvanda daha iyi ve üstün olmaya çalışmanın, dünyaya bir kere geliyorum deyip, kendinden başka hiç kimseyi ve hiçbir şeyi umursamayıp gününü gün etmenin yarışında olmamalıyız. İşte insanı üstün kılan şey fikirleri ve yaptıklarıdır. Yani Kur’an ve Sünnete göre düşünüp yaşamalıyız.

En şerefli olmasının diğer bir nedeni ise hem dünyayı imtihan için kurmuş. Hem de ahireti kurmuştur. Cevad Mutlak yani sonsuz cömertlik sahibi olan Zat. Dünyada tattırır, ahirette sonsuz ziyafetgahı ebedide yedirir/yedirecek inşallah.

 “Ta ayrılık ve ölüm ile elem çekmesinler. Çünkü elemin bitmesi lezzet olduğu gibi, lezzetin bitmesi dahi elemdir. Öyle bir cömertlik ise, böyle bir elem çektirmek istemez.

Madem o nihayetsiz cömertlik, nihayetsiz bir ikram ve ikram edeceği zatların bekasını istiyor. Hâlbuki şu misafirhane-i dünyada görüyoruz ki, herkes çabuk gidip kayboluyor. O cömertliğin ve ihsanın ancak az bir parçasını tadıyor, iştihası açılıyor; fakat doymadan gidiyor. O hâlde başka ve baki bir memleket olmalıdır ve o memleketin baki misafirlerine nihayetsiz ikram ve ihsan edilmelidir, ta ki bu cömertlik hakkıyla tezahür edebilsin.”(Onuncu Söz, Dördüncü Hakikat)

 Bir diğer cihet ise; insan, kâinatın varoluşunda çekirdek hükmündedir. Varoluşun bütün hikmetleri insanın yaratılışına derç edilmiştir. Zira Cenabı Hakk bir Hadisi Kutside  “Ben gizli bir hazine idim; bilinmek istedim, mahlûkatı yarattım.” (Acluni, Keşfü'l-Hafa, II/132) İşte kendisini tanıttırmak isteyen Alemlerin Rabbi, elbette kendini tanıması için düşünen, akl eden ve fikir sahibi mahlukların yaratılması O’nun hikmetinin gereğidir. Şöyle ki; “La Teşbih vela temsil”(teşbihde kusur olmaz) bir ressam kendisinin yaptığı resimleri sergide teşhir eder. Neden? Çünkü bilinmek ve kendini tanıttırmak ister. Aynen öylede mükemmel ve bitmeyecek hazinelerin sahibi olan Allah Azze ve Celle elbette bu hazinelerinin ikram ve ihsan etmek hikmetinin gereğidir. Bu ikram ve ihsanların en büyüğünü insana yapmıştır. İnsana verdiği kabiliyetler hiçbir varlıkta yoktur.

Demek ki insanı eşrefi mahlûk yapan imandır. Bediüzzamanın ifadesiyle; “İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi, iman ve duadır. Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder."(24.söz)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner4

banner5

banner3